
İnsan, yaratılışı gereği sosyal bir varlıktır. Bir ses duymaya, bir nefes hissetmeye, duygularını paylaşmaya ihtiyaç duyar. Sevinçlerini, acılarını, hayallerini ve yaşadıklarını bir başkasıyla paylaşmak ister. Çünkü insanın doğasında konuşmak, anlaşılmak ve anlamak vardır. Allah insanı kadın ve erkek olarak yaratmış, onlara birbirleriyle iletişim kurabilmeleri için konuşma yeteneği vermiştir. Bu sayede insanlar dertleşir, fikir alışverişinde bulunur ve hayatı birlikte anlamlandırırlar.
Ancak son yıllarda toplum olarak farklı bir yalnızlık türüyle karşı karşıyayız: Sosyal medya yalnızlığı. Dışarıdan bakıldığında insanlar kalabalıkların içindeymiş gibi görünse de gerçekte büyük bir yalnızlığın içerisinde yaşamaktadır. Sosyal medya platformlarında binlerce takipçi, yüzlerce beğeni ve sayısız etkileşim bulunabilir; fakat bunların çoğu gerçek dostluğun ve samimi iletişimin yerini tutmamaktadır.
İnsan ruhu sevgiye, muhabbete ve içtenliğe ihtiyaç duyar. Bazen bir dostun tebessümü, bazen sıcak bir selam, bazen de samimi bir sohbet insanın yorgun kalbine iyi gelir. Oysa sosyal medyada karşılaşılan birçok ilişki yapay bir dünyanın ürünüdür. Yapmacık gülümsemeler, yüzeysel konuşmalar ve göstermelik ilgiler, insanın içindeki boşluğu doldurmak yerine daha da büyütmektedir. Bu durum zamanla bireyleri ruhsal bir bunalıma ve kalabalık yalnızlıklara sürüklemektedir.
Eskiden insanlar bir çay eşliğinde saatlerce sohbet ederdi. Gün içinde yaşadıkları olayları birbirlerine anlatır, birlikte güler, şaşırır ve düşüncelerini paylaşırdı. Bu sohbetler insanların birbirlerine bağlanmasını sağlar, dostlukları güçlendirirdi. Günümüzde ise birçok kişi yaşadığı anları paylaşmak için önce telefonuna sarılıyor. Birlikte yaşanması gereken hatıralar, çoğu zaman başkalarına gösterilmek amacıyla sosyal medya paylaşımlarına dönüşüyor. Böylece gerçek iletişim yerini sanal etkileşimlere bırakıyor.
Sokaklarda da benzer bir değişim görmek mümkündür. Bir zamanlar insanlar yürürken birbirlerine selam verir, hâl hatır sorardı. Bugün ise birçok kişi başını telefondan kaldırmadan yürümekte, çevresindeki gerçek dünyadan kopuk bir şekilde yaşamaktadır. Sanal dünyanın gerçek hayatın önüne geçmesi, insan ilişkilerini zayıflatmakta ve yalnızlığı derinleştirmektedir.
Bu yalnızlığın en acı tarafı ise zor zamanlarda ortaya çıkmaktadır. Sosyal medyada çok sevildiğini düşünen bir insan, hastalandığında veya bir sıkıntıyla karşılaştığında yanında kimsenin olmadığını görebilmektedir. Oysa gerçek dostluk, zor günlerde belli olur. Bir tas çorba getiren, bir geçmiş olsun ziyaretinde bulunan veya samimi bir destek veren kişi, sosyal medyadaki yüzlerce beğeniden çok daha değerlidir. İnsan ancak böyle zamanlarda gerçek muhabbet ortamının ne kadar önemli olduğunu anlayabilmektedir.
Ne yazık ki bu gidişatın sonuçları gelecekte daha belirgin şekilde ortaya çıkacaktır. İnsanların sosyalleşmekte zorlandığı, duygularını ifade edemediği, ilişkilerin yüzeyselleştiği ve samimiyetin giderek azaldığı bir topluma doğru ilerliyoruz. Teknolojiyi hayatımızın bir parçası olarak kullanmak elbette gereklidir; ancak onun insan ilişkilerinin önüne geçmesine izin vermemeliyiz. Çünkü hiçbir ekran, sıcak bir dost sohbetinin; hiçbir beğeni, içten bir tebessümün yerini tutamaz.
Kalabalıklar içinde yalnızlaşan insanın yeniden gerçek dostluklara, samimi sohbetlere ve güçlü insan ilişkilerine yönelmesi gerekmektedir. Aksi hâlde sosyal medya yalnızlığı, modern çağın en büyük sorunlarından biri olmaya devam edecektir.
Allah sonumuzu hayır eylesin.
Engin Karabulut
Yorum Yazın