
Başkalarına Benzemek ve Kapitalizmin Emrine Girmek
Müslüman Türk toplumu olarak, her geçen gün kendi öz benliğimizden biraz daha uzaklaştığımız acı bir gerçektir. Farkında olmadan, hatta çoğu zaman önemsemeyerek, bize ait olmayan alışkanlıkları hayatımızın merkezine yerleştiriyoruz. Kapitalizmin pazarladığı her özel gün, her yeni “trend”, bizi biraz daha kendi kimliğimizden koparıyor.
Mesela Anneler Günü…
Eli öpülesi, dualarıyla ayakta durduğumuz, cennet kokulu annelerimize bir gün armağan edilmiş. Sözde onları hatırlamak için… Oysa Peygamber Efendimiz (s.a.v.) “Cennet, annelerin ayakları altındadır” buyurarak annelerimizin her gün hürmetle anılması gereken kıymetler olduğunu bize bildirmişti. Peki ya bugün? Reklamların, kampanyaların, çiçek siparişlerinin ve sosyal medya gösterişinin arasında samimiyetin izi bile zor bulunuyor.
Yetmedi…
Babalar Günü, Sevgililer Günü, Kadınlar Günü, Öğretmenler Günü, Evlilik Yıldönümü… Günler günleri kovaladı. Her biri ayrı bir alışveriş kampanyasına, ayrı bir tüketime dönüştü. Sömürü öyle bir boyuta geldi ki, kız isteme törenleri dahi salonlara taşındı. Oysa “baba ocağı” diye bir geleneğimiz vardı; kızlarımız baba ocağından Allah’ın emriyle istenir, Peygamber’in sünnetiyle uğurlanırdı. Şimdi ise lüks salonlar, özel konseptli nişanlar, pahalı davetiyeler, evlilik teklifleri, cinsiyet belirleme partileri ve adını bile şaşkınlıkla duyduğumuz yeni “günler” hayatımıza sokuluyor.
Peki biz kimiz?
Bu gösteriş kime ve neye hizmet ediyor?
Biz; Allah’ın emri, peygamberin kavliyle yuva kuran, gelin evine besmeleyle ve Dualarla giren bir milletiz. Sadelik bizim asaletimizdi. Kanaat bizim şerefli duruşumuzdu. Düğünlerimizde gösterişten çok dua vardı. Bugün ise israf hayatın her köşesine sızmış durumda. “İsraf haramdır” diyen diller, farkında olmadan en çok israfa hizmet eder hale gelmiş.
Muhafazakâr olduğunu söyleyen ailelerin bile bu dayatılmış özentilere kapıldığını görmek, işin ne kadar vahim olduğunu gösteriyor. Lüks içinde borçlanarak evlenen gençlerimiz, yarın hangi sağlam temelin üzerine aile kurabilecek?
Durup düşünme vaktidir.
Bu gidişat ne maddi olarak ne de manevi olarak sürdürülebilir değildir.
Toplum olarak yeniden özümüze dönmek, sadeleşmek, bizi biz yapan değerlere sahip çıkmak zorundayız. Her kutlama, her alışveriş, her “özel gün” adı altında aslında bizden biraz daha alıyorlar; biz ise buna sessiz kalıyoruz.
Oysa düğün ve derneklerde misafirlerin getirdiği hediyeler, gençlerimizin yuva kurarken eksiklerini tamamlamaları içindir; salonlara binlerce euro harcamak için değil.
Evlatlarımızı israfla değil, bilinçle büyütelim. Hayatlarımızı tüketim çılgınlığına teslim etmeyelim. Unutmayalım: Bu özentiler bize ait değil. Biz özümüze dönersek güçlü oluruz. Aksi halde, kapitalizmin modern köleleri olmaktan öteye geçemeyiz.
Ali Duranoğlu – 24 Kasım, Götzis
Yorum Yazın