Dürüstlüğün Mükâfatı

Ahmet Yilmaz
330 Görüntüleme
25 Ağustos 2026 10:12
Son Güncelleme: 25 Ağustos 2026 10:12
Dürüstlüğün Mükâfatı

Dürüstlüğün Mükâfatı

1970’li yıllarda tanıştığım ve uzun yıllar aynı iş yerinde birlikte çalıştığım, bugün rahmetle andığım bir arkadaşımın bana anlattıklarını sizlerle paylaşmak istiyorum. Arkadaşım o günleri anlatırken şöyle demişti:

Ben de diğer gurbetçi vatandaşlarımız gibi iş ve aş uğruna memleketimden, ailemden ve çevremden ayrılıp, zor şartlar altında turist olarak Avusturya’ya geldim. Uzun uğraşlarıma ve iş arayışlarıma rağmen bir türlü istediğim gibi bir iş bulamadım. Cebimdeki para tükenmiş, turist olarak kalabileceğim sürenin dolmasına da sadece birkaç gün kalmıştı. İçimde büyüyen sıkıntıyla sokaklarda dolaşmaya çıktım.

Belde merkezine yakın bir yerde bulunan kilisenin önünden geçerken siyah ve oldukça kabarık bir cüzdan buldum. Cüzdanı açtığımda içinde yüklü miktarda para olduğunu görünce başımı gökyüzüne kaldırarak: “Allah’ım, bu bir imtihan mı, yoksa bir mükâfat mı?” diye içimden geçirdim.

Cüzdanı teslim etmek için karakola doğru yürüdüm. Polis binasının önüne geldiğimde tereddüt içindeydim. “Şimdi ben bu cüzdanı polise teslim edersem, turist olarak burada kalma süremin dolmasına birkaç gün kaldığını görecekler ve beni geri gönderecekler.” diye düşünmeye başladım. Ama bu para benim değildi; haram para yiyemezdim. Bütün bu düşünceler arasında karakol kapısının zilini çaldım.

Kapıyı açan polis memuru oldukça iriyarı bir adamdı. Elimdeki cüzdanı uzattığımda bana şaşkın bir ifadeyle baktı. Almanca bilmediğim için parmağımla yeri işaret ederek: “Yerde buldum.” diyebildim. Beni içeri davet etti ve bir sandalyeyi göstererek oturmamı istedi. Daha sonra yanındaki polisle birkaç dakika konuştuktan sonra bana dönerek: “Pasaport!” dedi.

İçimden, “İşte şimdi hapı yuttun!” diye geçirerek pasaportumu çıkardım ve uzattım. Bir süre sonra tekrar: “Adres!” dedi. Benden kaldığım yerin adresini istediğini anlamıştım. Adresimi bir kâğıda yazıp verdim. Pasaportumu ve adres bilgilerimi aldıktan sonra: “Şimdi gidebilirsin.” diyerek çıkışı gösterdi.

Moralim bozuk bir şekilde evin yolunu tuttum. Artık bavulumu hazırlamam gerektiğini düşünüyordum. Polis her an gelip beni geri gönderebilirdi. Bu düşüncelerle ümitsizce evime döndüm ve beklemeye başladım.

Birkaç gün sonra kapımın zili çaldı. Kapıyı açtığımda, cüzdanı teslim ettiğim polis karşımda duruyordu. Avusturya maceramın başlamadan sona erdiğini düşündüm. Artık Avusturya’daki son günlerimi yaşadığımdan emindim. Polis, birkaç gün önce kendisine verdiğim pasaportumla birlikte elindeki bir kâğıdı bana uzattı. Kâğıdın üst kısmında iki Türkçe kelime vardı: “Teşekkür” ve “Çalışmak”. Altında Almanca bir açıklama ve bir adres yazıyordu.

Almanca bilmediğim için ne yazdığını anlayamadım. Polis, adresi göstererek gitmem gerektiğini eliyle işaret etti. Kendisine başımla selam vererek: “Teşekkür ederim.” dedim. Polis ayrıldıktan sonra ellerimi semaya açıp: “Allah’ım, sana sonsuz şükürler olsun. Bana bu imtihanı kazanmam için doğru yolu gösterdin.” diye dua ettim.

Ertesi gün verilen adrese gittim. Elimdeki kâğıdı sekretere uzattım. Sekreter beni içeri davet etti ve birlikte patronun odasına girdik. Patron benimle tokalaştı ve oturmam için yer gösterdi. Daha sonra sekreterine bir şeyler söyledi. Birkaç dakika sonra içeri gurbetçi bir Türk işçi girdi. Meğer patron, benimle iletişim kurabilmek için onu tercüman olarak çağırmış.

Tercüman bana dönerek: “Patron, burada çalışmak istiyorsan hemen işe başlayabileceğini söylüyor.” dedi. Bu sözleri duyunca sevincimden ne diyeceğimi bilemedim. “Evet, çalışmak istiyorum. Çok teşekkür ederim.” diye cevap verdim. Tercüman patronun sözlerini aktardıktan sonra beni çalışacağım bölüme götürdü. Çalışma ortamını görünce çok beğendim ve kısa süre içinde işe başladım.

İşimden son derece memnundum. Elimden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyor, görevimi titizlikle yerine getiriyordum. Aradan birkaç ay geçti. Bu süre içinde derdimi anlatabilecek ve karşımdakini anlayabilecek kadar Almanca öğrendim.

Bir gün patronum yanıma gelerek: “Sen bir zamanlar kilisenin önünde siyah bir cüzdan buldun, değil mi?” diye sordu. Bu soru karşısında şaşırdım. “Evet, buldum.” dedim. Patronum tekrar: “Peki, o cüzdanı kaybeden kişiyi tanıyor musun?” diye sordu. “Hayır, tanımıyorum.” diye cevap verdim. Karşıma geçip gülümseyerek: “İyi bak, belki tanırsın.” dedi.

Dikkatle yüzüne baktım. “Yoksa o cüzdan sizin miydi?” diye sordum. “Evet, o cüzdan benimdi.” dedi. Tebessüm ederek bana teşekkür etti ve yanımdan ayrıldı.

O gün bulduğum cüzdanın patronuma ait olduğunu öğrendim. Dürüstlüğümün karşılığını fazlasıyla aldım; patronumun fabrikasında uzun yıllar çalışma fırsatı buldum.

Bir kez daha anladım ki dürüstlük, insanı zaman zaman zor tercihlerle karşı karşıya bırakabilir. Ancak insan doğru olanı yaptığında bunun karşılığını mutlaka görür. Belki hemen değil, belki umduğu şekilde değil; fakat er ya da geç dürüstlüğün mükâfatı mutlaka gelir.

Sevgilerimle,
Ahmet YILMAZ

VorarlbergTV

Yorum Yazın