
Bu yılki Akdeniz tatilimde, Augsburg’dan gelen bir Almanla tanıştım. Kırk yaşlarında, bir kız babası olan bu mütevazı insan ve ailesiyle yaklaşık bir hafta boyunca aynı otelde kaldık. Kısa sürede aramızda sıcak ve samimi bir dostluk oluştu. Sohbetin, neşenin ve karşılıklı anlayışın eksik olmadığı günlerimiz adeta su gibi akıp geçti.
Bu arkadaş, önceki yıllarda tatillerini genellikle Tunus, Fas ve Cezayir’de geçiriyormuş. Bu yıl ise bir değişiklik yaparak, “Türkiye’nin güneyine, Akdeniz’e gitmeliyim,” diye düşünmüş ve tatilini Türkiye’nin Akdeniz kıyılarında geçirmeye karar vermiş.
Sohbetlerimizden birinde kendisine Türkiye’deki tatilinden ve kaldığı otelden memnun olup olmadığını sordum. Yüzünde hemen bir tebessüm belirdi. Otelden, gördüğü misafirperverlikten, hizmetten ve denizin güzelliğinden övgüyle söz ediyor, adeta anlatmaya doyamıyordu.
“Tekrar gelir misiniz?” diye sorduğumda ise hiç tereddüt etmeden, “Tabii ki gelirim,” dedi.
Bir gün güneş kremine ihtiyaç duyunca otelin içindeki mağazaya uğramış. Fiyatlara bakarken eşi ona:
“Bey, otelde her şey dâhil olduğu için turistler pek dışarı çıkmıyor. Gel, alışverişimizi dışarıdaki pazardan yapalım. Biraz da oradaki esnaf kazansın. Otel zaten yeterince kazanıyordur,” demiş.
O da eşine hak vererek:
“Tamam, hanım,” diye cevap vermiş.
Birlikte otelin dışındaki pazara gitmişler. Güneş kreminin fiyatını sorduklarında ise şaşkınlığa uğramışlar. Çünkü aynı ürünün fiyatı, oteldekinin neredeyse iki katıymış.
Daha sonra bu olayı bana anlatırken şöyle dedi:
“Lüks bir otelde fiyatların yüksek olmasını anlayabilirim ama dışarıdaki pazarda aynı ürünün oteldekinin neredeyse iki katına satılmasını anlamakta zorlandım. Bu yüzden almadım. Geri dönüp kremi otelden aldım. Sence pazardaki bu fiyat normal mi?”
Doğrusu, o anda ne söyleyeceğimi tam olarak bilemedim. Birkaç saniye düşündükten sonra:
“Belki dükkânın kirası yüksektir,” diyerek konuyu geçiştirmeye çalıştım.
Bir süre sonra benim de küçük bir şeye ihtiyacım oldu. Aynı pazara giderek almak istediğim ürünün fiyatını sordum. Satıcı önce kolumdaki otel bilekliğine, ardından yüzüme baktı.
“Abi, bin lira ama senin için 750 lira olur,” dedi.
Bu söz üzerine birkaç saniye yüzüne baktım. Ardından:
“Sen beni nereden tanıyorsun?” dedim. “Ben senin akraban mıyım, kardeşin miyim ki ilk defa gördüğün bir insana ‘senin için 750 lira’ diyorsun?”
Satıcının bu yaklaşımı bende hoş bir izlenim bırakmamıştı. Daha fazla uzatmadan oradan ayrıldım.
Belki bir başkası için bu söz sıradan bir pazarlık cümlesiydi. Ancak bende bıraktığı izlenim farklı oldu. Daha ilk anda bin lira denilen bir ürün için, “Senin için 750 lira olur,” denmesi, ister istemez verilen ilk fiyatın ne kadar gerçek olduğu konusunda şüphe uyandırıyor.
İlk kez gördüğünüz bir kişiye “Senin için…” diyerek yapılan böyle bir indirim, müşteriye kendisini özel hissettirmekten çok, alışverişteki güven duygusunu zedeliyor.
Elbette burada işini dürüstçe yapan, müşterisine karşı hakkaniyetli davranan ve emeğiyle kazanan esnafımızı tenzih ediyorum. Benim eleştirim yalnızca bu tür davranışları alışkanlık hâline getirenlere yöneliktir.
Bu tür olaylar bazıları tarafından önemsiz görülebilir. “Pazarlık kültürüdür, olur böyle şeyler,” denilip geçilebilir. Ancak yıllarca yaşadığım toplumda böyle bir alışveriş anlayışıyla pek karşılaşmadım. Fiyat neyse odur; isteyen alır, istemeyen almaz.
Daha ilk karşılaşmada “Senin için…” diye başlayan bir fiyat indirimi ise söylenen fiyatın gerçekliği konusunda ister istemez kuşku uyandırıyor.
Doğru ve dürüst olmak yalnızca büyük meselelerde gösterilmesi gereken bir erdem değildir. Günlük hayatımızda, alışverişimizde, ticaretimizde ve hiç tanımadığımız insanlarla kurduğumuz ilişkilerde de kendisini göstermelidir. Çünkü güven dediğimiz şey bir anda oluşmaz; küçük davranışların üst üste birikmesiyle meydana gelir.
Üstelik turistik bölgelerde konu yalnızca bir ürünün birkaç yüz lira daha pahalı ya da daha ucuz satılması değildir. Karşınızdaki kişi belki ülkemize ilk kez gelmiştir. Burada yaşadığı birkaç günlük tecrübe, onun Türkiye hakkındaki düşüncelerini yıllarca etkileyebilir.
Bir esnafın davranışı bazen yalnızca kendisini değil, bulunduğu bölgeyi, hatta farkında olmadan ülkesini de temsil eder.
Bu nedenle böylesi davranışların “Olur böyle şeyler,” denilerek geçiştirilmemesi gerektiğini düşünüyorum. Eğitimle, bilinçlendirmeyle, denetimle ve gerektiğinde caydırıcı yaptırımlarla daha şeffaf ve güvenilir bir ticaret anlayışının yerleşmesi sağlanmalıdır.
Çünkü konu yalnızca birkaç yüz liralık bir alışveriş değildir.
Bazen bir ülke hakkında oluşan izlenim, işte böyle küçücük bir alışverişle başlar.
Sevgilerimle,
Ahmet YILMAZ
Yorum Yazın