
Sorumluluk Almak mı, Sorumlu Aramak mı?
Krizleri Yönetmek mi, Krizlerden Beslenmek mi?
Son zamanlarda Vorarlberg Türk ve Müslüman toplumunu yakından ilgilendiren bazı konular yaşanıyor.
Hemen hemen hepsinin haberini yaptık. Vorarlberg TV olarak ilgili etkinliklere katıldık ve adeta yerinde nabız tutmaya gayret gösterdik.
Malumunuz üzere, Filistin'deki soykırım, okullardaki başörtüsü yasağı ve son olarak Dornbirn'deki yeni cami inşaat projesi.
Bu köşe yazımda her üç konuyu sizler için ayrı ayrı nötr bir perspektiften değerlendireceğim. Sosyal medyada birçok bilgi kirliliği, maksatlı kışkırtma ve maalesef Türk toplumunu fitneye sürükleyici girişimler gözlemlemekteyim. Bu minvalde, sosyal medya hesaplarımızda hâlihazırda 10 binin üzerinde, bölgemizde ikamet eden gerçek kişilerden oluşan okurlarımız ve takipçilerimizden bize gelen bazı rahatsızlıklar var.
Bu konularımızın her biri bizim için birbirinden değerli, bir o kadar da hassas meseleler. Vorarlberg TV olarak çizgimiz de duruşumuz da her zaman bu konularda tartışmaya kapalıdır ve tavrımız nettir.
Bahse konu meselelerin her birinin ayrı ayrı hassasiyeti, hukuki ve siyasi işleyiş süreçleri var.
1- Filistin meselesi
Filistin meselesinde maalesef dünyanın gözü önünde bir soykırım yaşanıyor ve bu insanlık dramı karşısında Avusturya devleti ve hükümetinin duruşu, teoride diplomatik olarak İsrail'e yakın, ancak Filistinlilerin bağımsız devlet kurma hakkını da destekliyor. Pratikte ise Avusturya, Filistin'den çok İsrail'e yakın bir politika izliyor.
Avusturya'daki Müslüman toplum, Filistin için bağış kampanyaları, boykot çağrıları, protestolar ve dayanışma etkinlikleri düzenliyor.
Daha etkili olmak için ortak hareket ederek siyasetçiler üzerinde demokratik baskı oluşturabilir, kamuoyunu bilinçlendirebilir ve Filistin'in tanınmasını talep edebilir. Bu uzun vadeli bir süreç.
2- Başörtüsü yasağı
Eylül 2026'dan beri 14 yaşından küçük kız öğrencilerin okullarda başörtüsü takması yasak. Hükümet bunu çocukları korumakla gerekçelendirirken, biz Müslümanlara göre bu yasak, Allah'ın emri olarak gördüğümüz tesettüre müdahale etmekte, Müslüman kızlarımızın dinî kimliklerini özgürce yaşamalarını engellemekte ve inanç özgürlüğünü zedelemekte.
Bu karar, Viyana'da bulunan Avusturya Federal Parlamentosunda alındı. Maalesef o mecliste bizim değerlerimizi benimseyen bir siyasetçimiz yok ve kanun tasarısının hazırlandığı süreçte gerekli lobi çalışmaları toplumumuz adına yapılamadı.
Başörtüsü yasağı meselesi artık siyasi değil, hukuki bir süreç içerisindedir. Yasağın din ve vicdan özgürlüğüne (AİHS Madde 9), eşitlik ilkesine ve devletin dinî tarafsızlığına aykırı olduğu gerekçesiyle Anayasa Mahkemesinden dönmesi beklenmektedir. Mahkemenin kararını 2027 yılının ilk yarısında açıklaması öngörülmektedir.
3- Dornbirn yeni cami projesi
ATİB Dornbirn, Müslüman toplumun ibadet ve eğitim ihtiyaçlarını karşılamak için yeni bir cami ve kültür merkezi inşa etmek istiyor. Ancak belediye ve bazı siyasi partiler, projenin büyüklüğünü ve mimarisini gerekçe göstererek karşı çıkıyor. Mesele, Müslümanların dinî ihtiyaçlarını karşılama hakkı ile yerel yönetimin imar politikaları arasında bir tartışmaya dönüşmüş durumda.
Dornbirn Belediye Meclisi bu hafta, 150 kişi ve üzeri kapasiteye sahip ibadet ve etkinlik merkezleri için özel imar onayı (Sonderwidmung) gerektiren bir düzenleme taslağını kabul etti. Düzenleme henüz kesinleşmiş değil; dört haftalık kamuoyu görüşü sürecinde vatandaşlar ve ilgili kuruluşlar görüş ve itirazlarını sunabilecek, ardından belediye meclisi yeniden karar verecek. Düzenleme yürürlüğe girse bile cami inşaatı doğrudan yasaklanmayacak, ancak ATİB'in mevcut projesinin gerçekleşmesi belediye meclisinin vereceği özel imar onayına bağlı olabilecek.
Maalesef burada da şu anda Dornbirn Belediye Meclisinde toplumumuzun değerlerini ve hassasiyetlerini temsil edebilecek bir siyasetçimiz bulunmuyor. Bu nedenle, söz konusu düzenleme taslağının hazırlandığı süreçte toplumumuzun beklentilerini doğrudan dile getirme ve gerekli siyasi temasları kurma imkânımız sınırlı kaldı.
Bilmeyenler, süreçlerin detaylarına hâkim olmayanlar için kısa özet bu şekilde.
Maalesef müşahede ediyoruz ki sosyal medyada bilhassa bu meseleler üzerinden bir mağlubiyet, mağduriyet hikâyesi yazıp çizenler var.
Bilhassa zaten hâlihazırda hassas süreçlerin içinde bulunan bu konuların dijital mecralarda fütursuzca ortaya serildiğini gözlemliyoruz.
Hayatın içerisinde, toplumsal konularda iniş çıkışlar her zaman olacaktır. Kriz anlarında ilk fırsatta ortaya çıkıp günah keçisi ve suçlu aramak isteyenler var.
Kaos ortamı üretip oradan kendilerine popülist prim kasmaya çalışanlar var.
Şahsına münhasır bu zatların siyasi sicilleri pek parlak değil.
Birlik zamanı bölücülük yapmaları ile bilinirler. Ellerinde Coca-Cola, ceplerinde Marlboro, dillerinde Filistin ile tanınırlar. Kraldan çok kralcılık yapma peşindeler.
Şu an itham ettikleri siyasi partilerle vakti zamanında ittifaklar kurarken, kendilerine bağlı medya aparatlarını partilerden fonlatırken, iki yüzlülüklerini bu millet gördü ve unutmuyor.
Ailesinden, iş hayatından, özel hayatından arta kalan vakitleri derneklerimizde topluma hizmet etmek üzere kendi ömürlerini camilerimize vakfetmiş insanları itham etmek bu kadar kolay olmamalı.
Sosyal medyadan teşkilatları eleştir, sonra gel kermeste başköşede otur.
Şu bir gerçek: Derneklerimiz özellikle 2015 İslam Yasası sonrası devletin farklı kurumları tarafından gözetim altında. İmamlar uzun yıllar vize alamadı ve din hizmeti sekteye uğradı. Mali soruşturmalar geçirildi ve ciddi yükümlülükler ortaya çıktı. Gönüllü dernek yöneticileri adeta sorguya çekildi.
Hâl böyleyken teşkilatlarımız, kurumsal işleyişin ve din hizmetinin sağlıklı, Kur'an ve din eğitiminin sağlıklı şekilde işlemesi için büyük hassasiyet gösteriyorlar. Ayrıca bir derneğimizin, bulunduğu belediyenin siyasi ve idari yapıları ile yakın ilişkiler içerisinde olmasından daha doğal ne olabilir ki? Meseleleri birbirine karıştırıp milletimizi topyekûn kışkırtmaya lüzum yok.
Süper seçim yılındaki yayın ve yazılarımızda belirttiğimiz üzere, sendika, belediye, eyalet ve federal meclislerin yetkilerinin ve işleyişlerinin öncelikle birbirinden farklı olduğunu anlamalıyız. Siyasetin aktivizm tarafı ayrı işler, bürokrasi tarafı ayrı işler. Yani daha basit ifadeyle, kamuoyu önünde sesli hareket etmesi gerekenler ve dönemler ayrı, masa başında lobi çalışması yapması gerekenler ayrı.
Ana akım siyasi partilerin içinde etkili olunabilecek alanlar var. Bağımsız platformlar üzerinden etkili olunabilecek alanlar var. Her masada olmalıyız, olacağız da.
Özellikle bu paragraf ile ilgili ileriki yazılarımızda birçok konuyu işleyeceğiz.
Tenkit etmeye, itibarsızlaştırmaya lüzum yok. Hele hele ana akım partilerde belediye, eyalet ve federal düzeyde değerlerimizi yaşayan ve savunan değerli şahsiyetlerimiz var. Bağımsız oluşumlar üzerinden yetkili mercilere seçilmiş, bize hizmet etmeye çalışan insanlarımız var. Yine aynı şekilde bürokrasinin içerisinde olanlarımız var. Keşke sayıları daha çok olsa. Keşke daha çok söz sahibi olsalar. Yıllar içerisinde bunlar da olacak. Destek olursak, birlik olursak. Her biri bizim bir değerimizdir. Kolay kolay yetişmiyorlar.
Bir de bu denklemlerin dışında olanlar var. Hırsları uğruna hiçbir yerde kendilerine yer bulamamışlar var. Bırak fidan dikmeyi, dikilen fidanları koparmak için gayret içerisindeler. Gittikleri her yere maraz götürürler. Algı ve manipülasyon peşindeler.
Sizlere dostane çağrımızdır. Her kriz anında birlik beraberlik yerine bölücü bir dil ve tutum kullanmayın. Toplum bundan bıktı ve rahatsız. Aklıselim hareket edin, beraber edelim.
Bir devleti, bir kurumu, bir partiyi, bir derneği, bir görevliyi topyekûn tenkit edip düşman ilan etmenin akla hizmet olmadığı aşikârdır.
Diplomasinin, kurumsal ilişkilerin ve bilhassa siyasetin bilimi ve sanatı gereği, muhatabınız olan kurum veya şahıslarla farklı düşüncede olduğunuz konulara rağmen, ihtiyacınız olan konularda uzlaşacak ve iş birliği yapacak zemini oluşturmanız kaçınılmaz ve elzemdir.
Bu usulü ve vizyonu kavrayamayanlar, ömür boyu kısır bağırtıları ile azınlık içerisinde azınlığa hitap etmekten öteye gidemeyecek, siyasi miatlarını doldurduklarında ise bir fidan bile dikemeden adları unutulup gidecek.
Büyük bir umutla ve dua ile inanıyorum ki bugün yaşadığımız zorlu süreçler, daha güzel yarınların habercisidir.
Dornbirn camimizin uzman kadroları, ilgili belediye ve siyasi fraksiyonlarla gerekli siyasi, idari, hukuki, mimari ve sosyal uzlaşıyı sağlayacaktır.
Başörtüsü yasağı biiznillah, hukuki sürecin sonunda kalkacaktır.
Filistin meselesi, malumunuz, inancımıza göre nihai zafer zulmün değil, adaletin ve hakkın olacaktır.
Velhasılıkelam, bugün bizlere düşen en büyük sorumluluk, ayrılıklarımızı bir kenara bırakarak birlik ve beraberlik içerisinde hareket etmektir. Rabbimiz, “Hep birlikte Allah'ın ipine sımsıkı sarılın, parçalanıp bölünmeyin.” (Âl-i İmrân, 103) buyurmaktadır. Ortak değerlerimiz etrafında kenetlenmeli ve hakkın, adaletin ve mazlumların yanında birlikte durmalıyız.
Unutmayalım ki birlikten kuvvet, kardeşlikten bereket doğar.
Selam ve saygılarımla,
Celil Serçe
Vorarlberg TV Yayın Yönetmeni
Yorum Yazın